Sayfalar  
  Ana Sayfa
  Radyo
  Sohbet Odası
  Forum
  İslam Tarihi
  Tüzük
  Amacımız
  Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU Kimdir?
  => Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu Salı Konferansları Devam Ediyor
  => Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU ile Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü
  => Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU Sohbetleri
  => Prof Dr. Ethem CEBECİOĞLU ile söyleşi
  => TASAVVUF, NEFSİN HASTALIKLARININ ECZANESİDİR
  => Hz. Mevlânâ’dan Sülûk Yolundakilere Uyarılar
  => Alnı Secdede Donmuştu
  => Hz. Dâvûd’un Kademi Üzere Bir Velî: Hz. Mevlânâ
  => Tasavvuf Herkes İçin Değildir !.. (mi?)
  => TASAVVUF NEDİR ?
  Onlar İmkansızı Başardılar
  Harita Uydu fotoğrafı
  Galeri
  Facebook Grubumuz
  Ezgiler&İlahiler
  Çocuklara Özel
  Köşe Yazarları
  İletişim
TASAVVUF, NEFSİN HASTALIKLARININ ECZANESİDİR
Hocam, tasavvufun İslam'daki yeri nedir?

 - Borçlanmayla alakalı olarak birisine borç verdiğimiz zaman bu borç ödenecektir. Yani 1 milyar lira borç verdiniz, 1 milyar lira alacaksınız. İslam hukuku bunu gerektiriyor. Hukuk buna göredir. Ayete göre vakti geldiğinde ödenmesi gerektiği anlatılıyor. Bu temel bir hukuk kuralı olan konmuş fakat bu burada bırakılmamış.
   Ayeti kerimede bir basamak ileri götürülmüş. Hani darda kalındıysa ona bir süre verin diyor. Allah bunun hayırlı olduğunu söylüyor. Hak olarak, normal olan ödenmesidir. Ama durumu uygun olmayana bir mehil tanımak, üçüncü aşamada ise bakıyorsunuz adam fakir, bağışlayın, en hayırlısı da budur diyor. İslam burada üç alternatif sunuyor. Herhangi bir konuda Kur'an-ı Kerim'de bu şekilde fetva, takva, vefa dediğimiz boyutlar açılım olarak zikredilmiş.
   Mesela bir kaza namazının farzını kaza ettiğimiz zaman İslam ilmihallerine göre kaza yerini buluyor. Fakat ben bazı şahıslar gördüm, sünnetleri de kaza ediyor. Sünnetlerin kazası diye bir şey yok. Ama kendiliğinden öyle hissediyor. Duyuşu o. Yani içindeki itici, motive edici inanç gücü zamanında kılamadığı sünneti de kaza etmesini sağlıyor. Aslında öyle bir şeye gerek yok. Öyle bir şeye gerek olmamasına rağmen kendiliğinden, Allah'a olan saygısı, imanının gücü, artık ona ne derseniz deyin, bir yapı. Yani bir imani yapının insanda meydana getirmiş olduğu itici bir motivasyonla sünnetleri de kaza ediyor. Kılma diyemezsiniz ama kılmasına da gerek yoktur. Kılana kılma denemez, kılmayana da kıl denilmez. Çünkü hukuk olarak, bir ilmihal kuralı olarak Hanefi mezhebine göre sadece farz namazları kaza edilir.
   Tasavvufun İslam dinindeki yerine gelince... Tasavvufu, kısaca takva hayatı olarak görüyorum. Yani tasavvuf kelimesini hep ağır buluyorum ama kullanma mecburiyetinde kaldığım için kullanıyorum. Yani bir bilim haline gelmiş. Kendi başına ıstılahları var, terminolojisi var. Kurallar geliştirmiş. Bir bağımsız ilmi disiplinle olması gereken bütün özellikler tasavvufla bir ilim olarak veyahut da tasavvufu bir ilim olarak ortaya çıkarmıştır. Bir ilmin ilim olabilmesi için terminolojisi gerekir, terim bilgisi gerekir. Bugün fıkıh içinde vardır bu ıstılah, bu metodoloji hadis için de, tefsir için de, tarih için de vardır. Bütün ilimler için geçerlidir. Bu şekilde metodolojisi kurulmuş, terminolojisi kurulmuş bir ilimseniz bağımsızlığınızı ilan edersiniz.
Tasavvuf her birini asırda terminolojisi oluşmaya başlamış, zühd hareketleriyle beraber ilk primitif tasavvuf ifadelerinin, terimlerinin kurgulanmaya başlandığını, inşaya başlandığını bir bilim olarak tasavvufun üçüncü asırda da artık resmen ortaya çıktığını, rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Ve biz burada tasavvuf kelimesiyle kastettiğimiz, İslam'ın daha derin tefekkür ve duyuşlu bir takun boyutuyla yaşanması, derinlikle, aşkla, vecdle yaşanmasıdır.
   Bazıları "tasavvuf ayrı bir dindir" diyerek ortaya çıktılar. Bu iddia, tamamen yanlış bir iddiadır. Ama bu isim konmuş bir kere. Bu nedenle, yani metodoljisi, terminolojisi oluşması münasebetiyle bir bağımsızlığını ilan etme söz konusudur. Bu ilan ile birlikte tasavvufa bir ilim olarak yani insanların takvalı ve veralı yaşamasının tasavvuf kelimesiyle anılması genelleştiği için ben de onu kullanmak zorunda hissediyorum kendimi.
   Bana göre tasavvuf fazlalık bir isimdir. Bunun en büyük ispatı da zamanımızda gördüğümüz tasavvuf büyükleridir. Mesela Sami Efendi hazretleri. Hayatını yakından inceledim. Baktım Kur'an-ı Kerim'in aynısı. Yani Kur'an insanı, sünnet insanı. Hiçbir bidat yok. Sahih ehli sünnet inancına mensup. Takva hayatı var. Vera hayatı var. Aşk var, muhabbet var, rıza var.    İslam'ı derin yaşamak, sevmek, sevdirmek var. Bu İslam-Müslüman başka bir kelime bulamıyorum. Ama mecburen tasavvuf ıstılah olarak kullanılır hale gelmesi münasebetiyle, ıstılahı oluştuktan sonra, tasavvuf adını aldıktan sonra bu gibi zevatı kirama muttaki, zahit gibi isimler yerine mutasavvıf, sufi diye kelimeler kullanılır olmuş.

 - Hocam, tasavvufu ahlak ile sınırlandırmıyor, "İslam'ın diğer alanlarına da giren boyutları var" diyorsunuz. Yani genel bir bakış açısıyla ele alıyorsunuz.

   - Tabi ki. Ben burada tasavvufu naçizane şöyle tanımlama durumunda hissettim kendimi:    Bir çeyrek asırlık, bu işin akademisyeni olarak söylüyorum. Vardığım bir tarif var. O tarifin çok makul olduğuna inanıyorum. Kur'an-ı Kerim'i Peygamber efendimiz gibi yaşamaya çalışmaktır. Kur'an-ı Kerim'i yaşamaktır demiyorum, yaşamaya çalışmaktır diyorum. Yaşamaktır kelimesi bir iddiadır. "Yaşamaya çalışmak" mütevazı bir ifadedir. Çünkü hiçbir kimsenin Peygamberimiz gibi İslam'ı yaşayabileceğine ben şahsen inanmıyorum. O örnek, üsvei hasene, prototip müslüman örneğidir. Herkes İslam'ını ona göre değerlendirecek. O, Kur'an-ı Kerim'e göre değerlendirmiş.
   Hz. Aişe annemize sorulduğu zaman, "Ahlakı Kur'an'dan ibaretti." diyor. Yani Peygamberimizi kısaca "Kur'an insanı" diye tarif ediyor. Evliya da, o muttakiler de, maneviyat erleri de Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatını yaşayarak Kur'an'ı anlamışlardır. Peygamberimizin hayatını yaşamayan, O'nun yaşama halleri başından geçmeyen bir insanın Kur'an-ı Kerim'i anlaması, yaşaması mümkün değildir.
   Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Kur'an'ı Kerim'i en iyi kimler anlar diyor, müfessirler değil diyor. Kur'an-ı Kerim'i yaşayan anlar diyor. Yaşamayan anlamaz. Yani sırf, işin teori kısmında kalıp da, işin edebiyatını Kuru ilmi tarafını, zahiri tarafını ele alıp hayatına geçirmeyen bir insanın Kur'an-ı Kerim'i anlamayacağını söylüyor.
   İşte tasavvuf, bana göre Kur'an-ı Kerim'i yaşamanın, ama Peygamberce yaşamanın, yaşamanın değil, yaşamaya çalışmanın bir adı olmuş oluyor. İslam dinindeki yeri kısaca bundan ibarettir. Herkesin bu açıdan ihtiyacı vardır tasavvufa.
   Çünkü Allahu Teala, "Ya eyyuhellezine âmenu't takullahe, hakka tukatih" diye bir ayeti kerime gönderiyor. Sahabeyi Kiram, bunu ağır bulmuş. Yani takvayı layıkıyla yaşayın diyor. Takvayı hakkıyla yaşamak kolay değil tabii. Hemen ikinci ayeti kerimede bu hafifletilmiştir.    "Ya eyyuhellezine amenu't takullahe mesteta'tum." Ey insanlar gücünüz yettiği kadar, kabiliyetiniz oranınca, potansiyeliniz ne kadarsa onun elverdiği miktarda takvalı olunuz, diye herkese farklı takva alanları çizmiş. Takva alanı dar olan insan var, geniş olan var, çok geniş, engin, umman gibi olanlar var. Hiç takvalı hayat yaşamayan insanlar da var.
   Ve ben şu kanaattayım yine, bu elimizdeki Kur'an-ı Kerim, bütün insanların yapabileceği, sıradan bir insanın da yapabileceği avam kitabıdır. Kur'an-ı Kerim takva, bu avamın, herkesin yapabileceğinin üzerine bir şeyler yapabilmeye çalışmaktır. Ve Kur'an-ı Kerim'de sık sık bu konuya işaret edilir: "La yes'elünnase ilhamâ" Sadakayı kime vereceksiniz diyor. Herkese verirsiniz, ama bir ayrıcalık yapıyor Cenabı Allah. Diyor ki, gizli fakirler var, utanmaktan isteyemeyen insanlar var. Onlara verilmesi gerekir diyor. Bu daha hayırlıdır, iyidir. İşte Kur'an-ı Kerim, sık sık buralara atıfta bulunuyor. Takvalı olursanız, iyi olur. Yani oruç tutamadıysanız fidye verirsiniz. Ama tutarsanız sizin için daha da iyidir diyor. Mesela yolculukta oruç tutulmaz, ama buna rağmen tutarsan daha hayırlı olur manasına geldiği için bazı büyükler Ramazan ayı gelince bir başka memlekete gider, yolcu kalırlar. Ve yolculukla beraber tuttukları için o hayır elde etme çabası içerisinde hayırda yarışma konusunun mümessilleri olmuşlardır.
   Şahsi kanaatim, Kur'an-ı Kerim herkesin yaşayabileceği bir kitaptır. Bir de bunun içerisinden daha özelleştirilmiş, daha rafine, daha sofistike, ince bir İslam'ı çıkarmak da gene bu kitabın içerisinden mümkündür. Ama çıkarmazsanız yine cennete girersiniz. Mesela kırkta bir zekat verin. Bunu herkes verir. Avam tabakası, havassanız malınız kırkta 10'unu verirsiniz, kırkta 20'sini verirsiniz, Hz. Ömer gibi. Ehassul Havassanız Hz. Ebu Bekir gibi malınızın tamamını verirsiniz. İslamiyet, bunlara kapı açmıştır. Herkes buna mecbur değildir. Mecburi İslam kırkta birini gerektirir. İşte tasavvufun İslam'daki yeri, takva boyutuyla ek alınırsa çözebileceği kanaatini ifade etmekten hiçbir platforma çekinmeden söyleyebilirim.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
ANKET  
 


More Cool Stuff At POQbum.com

 
Reklam  
   
KALEM DERNEĞİ  
  SEVGİLİ GÖNÜLDAŞLARIMIZ.DERNEĞİMİZ 1999 YILINDAN BU YANA FAALİYET GÖSTERMEKTEDİR.SİZİN YARDIM VE DESTEKLERİNİZLE BUGÜNLERE BİRLİKTE GELDİK.DERNEĞİMİZ BU YIL 11. YAŞINI KUTLUYOR.  
KALEM RADYO  
   
Facebook Grubumuz  
 

 
Bugün 37 ziyaretçi (64 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=