Sayfalar  
  Ana Sayfa
  Radyo
  Sohbet Odası
  Forum
  İslam Tarihi
  Tüzük
  Amacımız
  Prof. Dr. Ethem CEBECİOĞLU Kimdir?
  Onlar İmkansızı Başardılar
  => Mahmûd Sami Ramazanoğlu K.S.
  => MUSA TOPBAŞ K.S.
  => OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ
  => Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Sohbetleri
  Harita Uydu fotoğrafı
  Galeri
  Facebook Grubumuz
  Ezgiler&İlahiler
  Çocuklara Özel
  Köşe Yazarları
  İletişim
MUSA TOPBAŞ K.S.

“DüDeğerli İslam Alimi Musa Topbaşnya misafirhanesinde, her dünyaya gelen, Cenab-ı Hakk'ın kendisine tahsis ettiği müddet miktarınca yaşar; sonra ahirete intikal eder (canı alınır). Bu zamanı değerlendirebiline ne mutlu!” (Altınoluk, sayı: 162, s. 12, Musa Topbaş)

Musa Topbaş Hoca Efendi, 1916 yılında Konya Kadınhanı'nda dünyaya gelmiştir. Hoca Efendi’nin babası Hacı Ahmet Hamdi Efendi de Yüce Allah’a gönülden bağlı değerli bir insandı. İlk eğitimi babasından alan Hoca Efendi babasının vefatından sonra 16 yıl kadar ağabeyi ile beraber kalmıştır.

Ağabeyi de tıpkı babası gibi manevi zenginliklerle doluydu. Daha sonra Hoca Efendi Elmalı Muhammed Hamdi Yazır’dan ve Mustafa Asım Yörük’ten dersler almıştır. Bekir Haki, Ali Yekta, Ömer Nasuhi’nin zengin ilminden faydalanmaya çalışmıştır. 1950 yılında 32 yaşlarında, muhterem insan Mahmut Sami Ramazanoğlu Hoca Efendi ile tanışmış ve 1956 yılından itibaren onun yolunu takip etmeye başlamıştır.

Hoca Efendinin cömertliği ve merhameti Afganistan’dan Filistin’e, Azerbaycan’dan Rusya’ya kadar bütün İslam dünyasına yayılmış Allah’ın kendisine vermiş olduğu maddi zenginliği İslam ümmeti için dağıtmış, bütün Müslümanların dertleriyle ilgilenmiş çare bulmaya çalışmıştır. Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakını yaşayarak halkla iç içe olmayı tercih etmiş, “Bugün Allah için bir yetim başı okşadınız mı, bir hasta ziyaretine gittiniz mi, bir cenazede bulundunuz mu?” (Maneviyat Dünyamızda İz Bırakanlar, Vehbi Vakkasoğlu, s. 2412) düsturuyla (prensibiyle) bütün toplumla ilgilenmiş ve yardım elini uzatmıştır. İhtiyaç içinde olan yaşlı-çocuk demeden maddi konuda yardımcı olmuştur. Müslümanlara merhamet ve şefkat kanatlarını gererek hasta ve fakirler için Hüdayi Kliniği huzur evini açarak kimsesizler ve ihtiyaç sahiplerine hizmet etmiş ve Allah rızası için infak (maddi yardım) hizmetini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmıştır.

Musa Topbaş Hoca Efendi ihtiyaç sahiplerini kendisi bulur ve en güzel şekilde mukabele ederek (davranarak) onların gönlünü kırmadan incitmeden ihtiyaçlarını karşılar, çalışanlara hakkını da en güzel şekilde öderdi. Ayrıca aile fertlerine de bu şekilde davranması sosyal birlikteliğin canlı tutulması konusunda en küçüklerinden en büyüklerine örnek olurdu.

Musa Topbaş Hoca Efendi, Peygamberimiz (sav)’in sünnetine ve güzel ahlakına çok bağlıydı. Bu şekilde ona bağlılığını ve Allah korkusunu her hali ile gösterirdi. Her yaptığı işte Allah korkusu ve O’na vereceği hesabı düşünür “…Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir…” (Hadid Suresi, 4) ayetinin gerektirdiği üstün ahlakla hareket ederdi.

İbadetlerinde çok titiz olan Hoca Efendi, Kuran’ı adabına uygun tefekkür (derin derin düşünerek) ederek okurdu. Etrafındaki ilim erbabına (bilgi sahiplerine) saygı gösterir, kendisine faydası dokunmuş kişilere de vefa borcunu ödemeye çok dikkat ederdi. Bütün her şeyi Allah için sever ve sevenlerine de bunu telkin ederek şöyle buyururlardı:

Allah için sevgi olan yerde müminler birbirlerine karşı daha fazla sevgili ve saygılı olurlar, nefislerini her zaman kardeşlerinin hizmetine feda ederler. Bu fedakarlığı yaparken Cenab-ı Hakk'ın kendilerine bahşettiği bu halleri tahattur ettikçe (hatırladıkça) mahviyetleri (alçak gönüllülükleri) artar, teslimiyetleri gene Hak Teala’nın izniyle tezayüd eder (artar). (Altınoluk, sayı: 162, s.6)

Halis bir kul olarak Allah’a yönelen Musa Topbaş Hoca Efendi, samimi ve ihlaslı bir kul olmak için gayret sarfetmiş ve bu durumlarını şöyle anlatmıştır:

  • Ömrüm boyunca hep Allah’a kul olmaya çalıştım. Mümine yakışan, ‘kaliteli kul’ olmasıdır.

  • Her şey boş; Allah’a kulluktan başka...

  • İhvan demek, Allah’ı seven kul demek... İhvanı hep sevdim. İhvanın kıymetini bilmek lazım.

  • Bütün mahlukatı sevdim. Hayvanatı, nebatatı sevdim. Her şeyi, herkesi sevdim.

  • İhvanın sükutu da sohbettir.

  • Hizmetle yorulan, hizmetle dinlenir.

  • Merhamet her şeyin başıdır. (Maneviyat Dünyamızda iz bırakanlar, Vehbi Vakkasoğlu, s. 249)


Nasihatlarından

Musa Topbaş Hoca Efendi’nin nasihatlerinde en çok üzerinde durduğu konu dünya hayatının geçiciliği ve ahiret hayatıdır. Dünya hayatında ahirete hazırlanmak gerektiğine sohbetlerinde dikkat çeken Hoca Efendi yakınlarına şöyle nasihatta bulunmuştur:

Her dünyaya gelen, vakti saati, sayılı nefesleri tamamladıktan sonra ebedi hayata intikal edecektir. Ne mutlu o kimseye ki, hayatını Hak yolunda ifna etmiş (tüketmiş) ve yüzünün akıyla ahirete göçmüştür. Fakir de (kendim de)... Bu hususu nasibim derecesinde bulduğum halde layıkıyla kulluk edemedim; pir-i fani (bir başıma) olduğum halde kendime çekidüzen veremedim. İslam büyüklerinin şuurlu, şerefli hayatlarını okudum; nefsimde tatbik edemedim (kendimde uygulayamadım). Hatalarla dolu bir ömürden sonra Rabbimiz Teala Hazretlerinin mağfiretini bağışlamasını umarım; çünkü O, Rahman’dır, Gaffar’dır. Varislerimin İslami hukuklara riayet (dikkat) ederek hayatlarını değerlendireceklerini umarım. (Altınoluk dergisi, sayı, 162, s. 20)

Hoca Efendi bir sohbetinde ise zor durumdaki insanlara yardım etmek gerektiğine, Allah Katında bundan sorumlu olunduğuna ise şöyle dikkat çekmiştir:

“Kimsesizleri barındırmamız ve onlara hizmet etmemiz icap eder. Aksi halde Hak Katında mes’ulüz (sorumluyuz).” (Maneviyat Dünyamızda iz bırakanlar, Vehbi Vakkasoğlu, s. 241)

Musa Topbaş Hoca Efendi yalnızca Allah’ın rızasını isteyen insanların kulluk vazifelerine hayatlarının sonuna kadar devam edeceklerine dikkat çekerken, şefkat ve nezaket üzerine de şunları söylemişlerdir:

... Ancak tam ihlas sahibi, yani sırf Allah’ın rızasına talip olanlar kulluk vazifelerini hayatlarının sonuna kadar yüksek gönül enginliğiyle idame ettirirler (sürdürürler), yorulmak nedir bilmezler. Şüphesiz ki bu da şanı Yüce Allah Teala’nın tevfiki (Allah’ın yardımına kavuşma) iledir.

Ardından Söylenenler

1999 yılında kaybettiğimiz Musa Topbaş Efendi’nin vefatı Eğitim Bilim Dergisi’nde şöyle ilan edilmiştir:

Bir güzel insan daha ebedi makama uğurlandı. Adı, hayır ve hizmet kelimeleriyle anılan bir ailenin muhterem büyüğü, Musa Topbaş vefat etti. Cenazesinde gördüğümüz candan, içten, ihlaslı ve mübarek kalabalık, merhumun temsil ettiği inanç ve ahlakın güzel bir misalini yaşattı. (Eğitim Bilim, sayı 12, s. 63)

Musa Topbaş Hoca Efendi’nin yaktığı ilim ışığını ondan sonra da devam ettiren, Osman Nuri Topbaş, onun üstün özelliklerinden bazılarını şöyle anlatmıştır:

O, zâhirde (dıştan bakınca) beni, hakikatte ise (aslında) kendisinden feyz almış (ilminden istifade etmiş) bulunan nice insanı bırakıp âhirete intikâl etti. İfâde etmeliyiz ki, nasıl yüce bir dağın azameti (büyüklüğü), ona eteklerinden bakılınca lâyıkıyla anlaşılıp kavranamazsa, büyük şahsiyetler de böyledir. Mânevi rehberlerin birçoğu hayatlarında nice derinlikleri bilinmeden bu fâni âleme vedâ etmişlerdir.

Şu hadis-i şerif ne kadar mânâlıdır:

'Kâmil mü'minler ölmezler! Sadece dünyâ evinden âhiret yurduna hicret ederler.

Bunun içindir ki ehl-i basiret, (görebilenler) her diriye diri, her ölüye de ölü demezler. Zirâ kul vardır ki, daha hayattayken bile ölüdür ve kul vardır ki, cesedi toprağa intikâl etse (girse) de dipdiridir. Onlar, fâniliği ebedi olana fedâ ederek ölümsüzleşmiş ve zevâlden (yokoluştan) kurtulmuş müstesnâ rûhlardır.

Biz de Mûsâ Efendi Hazretleri'ne bu pencereden baktığımızda onun hakkında söyleyeceğimiz ilk söz, ''O ne güzel kuldu!'' ifadesinden ibarettir.

Hâlık'tan (Yaratıcı’dan) ötürü mahlûkâta (yaratılmışa) muhabbet (sevgi) ve şefkatte ne güzel bir kuldu!

İncelik, zerâfet ve rikkat-i kalbiyyesi (içliliği) ile bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakan ne güzel bir kuldu!

Bu yüksek hâline rağmen ömür boyu mahviyete (tevazuya) bürünürdü. Her güzelliği Hakk'tan bilir ve dâimâ şükür hâlinde olurdu. Maddi ve mânevi hiçbir nimeti kendisine izâfe etmezdi (üzerine alınmazdı).

Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkes kendi adına belli bir yardımda bulunduğu mecliste, O, büyük bir meblağ uzatmış ve, "Bir dostun buraya verilmek üzere fakire emâneti" diyerek takdim etmişti.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
ANKET  
 


More Cool Stuff At POQbum.com

 
Reklam  
   
KALEM DERNEĞİ  
  SEVGİLİ GÖNÜLDAŞLARIMIZ.DERNEĞİMİZ 1999 YILINDAN BU YANA FAALİYET GÖSTERMEKTEDİR.SİZİN YARDIM VE DESTEKLERİNİZLE BUGÜNLERE BİRLİKTE GELDİK.DERNEĞİMİZ BU YIL 11. YAŞINI KUTLUYOR.  
KALEM RADYO  
   
Facebook Grubumuz  
 

 
Bugün 17 ziyaretçi (52 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=